HAARP High Frequency Active Auroral Research Program.Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı
HAARP High Frequency Active Auroral Research Program.Yüksek Frekanslı Etkin Güneşsel Araştırma Programı
"Gerçekten
onlar düzenlerini kurmuşlardı.Halbuki dağları oynatacak olsa bile bu düzenleri
hep Allah'ın elindeydi."
İbrahim
suresi 46.Ayet
Bu
projenin adı H(igh) Frequency A(ctive) A(uroral) R(esearch) P(rogram).
Türkçesi;
Yüksek Frekans Auroral Araştırma Programı.
‘Auroral
nedir yahu?’ derseniz,HAARP uygulanırken meydana gelen şu ışımalar kastediliyor
olsa gerek çünkü Auroral'in sözlük anlamları arasında kutuplarda geceleri
görülen renkli ve hareket eden ışıklar.Işte bu ışımalar kutup olmayan yerlerde
de meydana gelmeye başladı.
HAARP,Nikola
Tesla’nın bulmuş olduğu bir deprem aleti.Tabi bunu geliştirmek ABD’ye
kalmış.Aslına bakarsanız Rusya’da Tesla’dan etkilenip 1976’da ‘Ağaçkakan’
projesini inşa etmiştir.Çalıştığı süre zarfında ABD’nin California eyaleti
tarihinin en kurak yıllarını yaşamıştır.Bununla kalmayıp iklim değişikliği ve
sellere de neden olmuştur.
Radyo
dalgalarını inceleyen ABD hükümeti dalgaların Rusya’dan geldiğini fark edince,
Rusya’yı iklimleri değiştirmekle suçlamıştır.Bu yüzden 1993 yılında Rusya’daki
bu teklonoji durdurulmuştur.
İklimleri
değiştirebilecek silahların varlığını kabul eden Birleşmiş Milletler iklim
değişikliği için teklonoji üretiminin yasak olduğuna dair bir karar almıştır.
ABD’ye
ait olan HAARP Projesi,İyonosfer’in özelliklerini ve davranışlarını araştırmak
üzere Alaska’da Gokana askeri üssü yakınlarında ABD Kara ve Deniz kuvvetlerince
gerçekleştirilmektedir.
‘İyonosfer
nedir?’ diye soranlara: İyonosfer katman olarak üçüncü katmanda bulunur ve
atmosferdeki gazların iyonlara ayrıldığı katmandır ki bu yüzden sıcaklık
yüksektir.Özelliği ise; radyo dalgalarını yansıtmaktır.
‘Neden
Alaska’daki Gokana askeri üssünde sürdülüyor bu çalışma?’ diye düşünüp
araştırdığımda; Alaska’nın dünyadaki elektromanyetik kuşakların özel kesişim
bölgesinde bulunduğu ve bu yüzden elektromanyetik alanlarına müdahale edebilmek
için en iyi yer olmasından,ayrıca da korunmasının kolay ve gözlerden uzak
olmasından dolayı tercih edildiği kanısına varıyorum.
‘Kendime
ne gibi sonuçlar doğuruyor,ne işe yarıyor bu HAARP’ diye bir soru yöneltirsem
de şu cevabı buluyorum:
1) İklim değişebilir.
2) Kutupları eritebilir ve yerinden
oynatabilir.
3) Ozon tabakası ile oynanabilir.
4) Deprem yapılabilir.
5) Okyanus dalgalarını kontrol edebilir.
6) Dünyanın enerji alanları ile
oynayarak,insan beyni kontrol altına alınabilir.
7) Radyasyon yaymayan termonükleer patlama
oluşturulabilir.
Ve bunlar yapabildiklerinin sadece bir kısmı…
Ancak bana bu maddeler bir şeyi hatırlattı
yahu… Küresel Isınma!
Yoksa
böyle bir şey yok mu?
Bu
sorununda cevabını araştırdım.Sonuç olarak ;
Dünya
Su Konseyi Başkanı Loic Fauchan bir açıklama yapmış; ‘Küresel ısınma iddiasına
bağlı olarak dünyanın kuraklaştığına dair somut bir veriye sahip
olmadıklarına’dair bir açıklama… Bu varan bir.
Dünyanın
en büyük hava durumu kanallarından Weather Channel’in kurucsu küresel ısınma
tarihin en büyük yalanıdır demiştir. Bu varan iki.
İngiliz
profosörler Stanley Feldman ile Vicant Marks’a göre kutuplar erimiyor,kutup
ayıları yok olmuyor ve Maldivler sular altında kalmıyor. Bu da varan üç.
HAARP’a
dair daha derinlere inersek;
Projenin
resmi amacı İyonosfer’de araştırma yapmak(!) demiştik.
Amerikalı
yetkililere göre HAARP’ın amacları;
1) Atmosferdeki termonükleer araçların
elektromanyetik vuruşlarını değiştirmek.
2) Denizaltlarında haberleşmeyi
kolaylaştırmak.
3) Radar sistemleri geliştirmek.
4) Çok büyük bir bölgede ABD Ordusu dışında
tüm haberleşmeyi durdurabilmek.
5) Çok büyük alanlarda petrol,doğalgaz ve
mineral kaynaklarını tespit etmek.
6) Cruise Füzeleri (Uçuş süresinin tamamında
veya büyük bir kısmında normal bir uçak gibi uçan ama pilotu olmayan güdümlü
silah sistemleri) gibi herher türlü saldırıda silahı ve uçakları havada imha
etmek.
Ah ne
kadar masum amaçlar bunlar.Birleşmiş Milletler ağabey güya izin vermiyor ya ne
yapsın canlar.
Birde
proje karşıtı bilim adamlarını araştırdığımda karşıma çıkan sonuca göre,HAARP
öyle bir güç haline gelebilir ki,elinde tutan dünyanın tartışmasız hakimi olur.
Proje
karşıtlarında biri olan ve dünyanın en ünlü Jeofizikçilerinden Prof. Gordon J.F
MacDonald’a göre elektromanyetik daha neler yapabiliyor bir bakalım;
HAARP
tesislerinde bulunan antenler sayesinde gökyüzüne elektromanyetik dalgalar veya
enerji gönderilmekte, İyonosfer tabakasından geri yansıyan bu dalgalar veya
enerji yeryüzünde bulunan bir alıcı anten tarafından emilmektedir.
Böylece
alıcı antenlerin kurulduğu yerlerde istenilen afetler oluşturulmaktadır.
1997
yılında ABD Savunma Bakanı William Cohen,Georgi Üniversitesi’nde kurduğu
cümlelere göz atarsak;
“…Bazılarının
elektromanyetik dalgalar yolu ile iklimleri değiştirme,deprem yapabilme
(yaratmak Allah’a mahsustur),volkanları harekete geçirme yeteneğine sahip
silahlar geliştirdiğini biliyoruz.”
Zamanında
Rusya, ABD’ye ‘Ağaçkakan’ açınca ABD’de Rusya’ya HAARP açtı.
Rusya’da
hava sıcaklığı 40 dereceyi seyredince bilim adamları boğdurucu yazdan ABD’yi
sorumlu tutmaya başladı.
Moskova
Devlet Üniversitesi Fizik Fakültesi hocalarından Georgi Vasilyev, ABD’nin
çalışmakta olduğu Alaska’daki HAARP İstasyonu’nu resmen Jeofizik ve Tektonik
bir silah olarak tanımladı.
Vasilyev:
“ HAARP çalıştırıldığı günden bu yana
dünyanın değişik bölgelerinde iklim anormallikleri gözlenmeye
başladı.Kar yağması gereken yerlerde güneş kavururken,Afrika’da kar yağışları
gözlemlenmekte,bu tuhaf olgular genelde küresel ısınmaya fatura ediliyor.'
demiştir.
HAARP
kullanımının en büyük belirtisi,
Kutup
olmayan bölgelerde kutup ışımalarına benzer gökkuşağımsı renkler ortaya
çıkmaktadır.(Auroral)
ALH84001(Allan Hills 84001),(Antartika'nın
Allan Hills bölgesinde ABD-Meteorit
Avcıları Takımı tarafından bulunan bir gök taşıdır.) keşfinden sonra
Başkan Bill Clinton, 7 Ağustos 1996'da verdiği bir basın toplantısında şöyle
demiştir.
"Eğer
bu keşif onaylanırsa, bilimin şimdiye dek dünyamızda perdesini açtığı en
şaşırtıcı kavramlardan biri olacaktır.Tahmin edilebileceği gibi,olası etkiler
geniş kapsamlı ve ürkütücüdür"
Evet
bu durum oldukça ürkütücü! Dünyanın dengesiyle oynamak çok büyük sonuçlara
neden olabilir.
Eğer
arılar yeryüzünden kaybolursa insanın sadece dört yıl ömrü kalır.Doğal denge bu
kadar hassastır!
Nikola
Tesla, 9 Temmuz 1856'da, Sirbistan'da doğdu. 1884'de ABD'ye göç etti. Tesla,
tarih kitaplarından adi silinmiş önemli bir araştırmacı ve mucittir. Tesla
1800'lerin sonlarında, bugün tüm dünyada kullanılan "alternatif akım"
(AC) sistemini buldu ve patentini aldı. Tesla'nın buluşları arasında
"rotatif manyetik alan", dinamo, AC endüksiyon motoru, vs. vardır.
Tesla ABD'ye gidisinden bir yıl sonra, 1885'de alternatif akim dinamo,
transformör ve motor sisteminin patent haklarını, adi bugün Tesla'nınkinden çok
daha popüler olan George Westinghouse'ye sattı. Tesla 1891'de ünlü bulusu olan
"Tesla Bobini"ni (Tesla Coil) icat etti. Bu buluş, radyo teknolojisinde
geniş olarak kullanılabilecek bir endüksiyon bobiniydi.
1900'ün
başlarında Tesla, en büyük bulusu olarak gördüğü "karasal sabit
dalgalar"! (terrestrial stationery waves) keşfetti. Bu bulusu ile
yeryüzünün belirli frekanslardaki elektrik titreşimlerine duyarlı olduğunu ve
bir iletken/iletici (conductor) olarak kullanılabileceğini kanıtladı. Tesla'nın
bir diğer önemli projesi ise kablosuz elektrik transferiydi. 200 ampulü arada
kablo olmadan, 25 mil uzaklıktan yakabildiği rivayet edilir. Tesla'nın en büyük
amaçlarından biri İyonosfer'den bedava elektrik üretmekti. Kablosuz ve bedava
elektrik projeleri gibi çalışmaları olan Tesla'nın, finansörü J. P. Morgan'a
Long Island'da yapımına başlanan ancak tamamlanamayan, deneyler için
kullanılacak laboratuar kulenin işlevinin, mesaj gibi elektrik iletmek olduğunu
itiraf etmesi, onun inişinin de başlangıcı oldu. Tekeller oyların ona karşı
kullandılar. Tesla, sistemin görmek istediklerinden daha fazlasını yapmıştı.
Konvansiyonel
olmayan enerji teknolojileri alanında Tesla çok önemli bir isim olmasına
karşın, tarih kitaplarında ona, sanki önemsiz tarihsel bir figürmüş gibi
davranıldı. Tesla-Edison karsılaştırması bu açıdan ilginçtir. DC (doğrusal
akım-direct current) sisteminin mucidi Edison'u herkes tanır. Ancak onun DC
sisteminden çok daha kullanışlı olan ve bugün kullanılan AC sisteminin mucidi
Tesla küçük bir çevre dışında tanınmaz. Edison'un DC sistemi, merkezden bir mil
uzaklıktaki ampulü yakamıyordu. Tesla'nın AC sisteminde ise elektrik, yüksek
voltajlarda yüzlerce mil yolculuk yapabilir.
20.
yüzyıla girmeden hemen önce Tesla yeni tip elektrik dalgasını keşfetmiş ve
kullanmıştı. Görünüşe göre keşfi o kadar esaslıydı ki, Tesla'nın arkasındaki
finansal desteğin geri çekilmesinden, kasıtlı olarak izole edilmesinden ve
adinin kitaplardan silinmesinden sorumluydu.
Tesla
1. Dünya Savaşı'ndan itibaren izole bir yasam sürdü. Ara sıra yeni, bedava
enerji kaynağı keşfini, bütün düşman orduları ve yüzlerce mil öteden bütün
uçakları yok edebilecek "ateş topu" silahları teorisini, akil almaz
bir savunma hazırlayabilecek bir silah düşüncesini ve kablosuz, kayıpsız enerji
transferinin mükemmelliğini açıklamak için yüzeye çıktı. Tesla 7 Ocak 1943'de
yokluk içinde ölürken arkasında pek çok radikal icat ve fikir bırakmıştı. Öyle
ki, kendisine "Elektriğin Tanrısı" dendi. Pek çok araştırmacıya göre
HAARP 1 Projesi, ilk kez Nikola Tesla tarafından ileri sürülen konseptleri
kendine temel aldı. Pentagon, HAARP Projesi ile "Tesla teknolojisini"
yeniden yaratıp, bu teknolojiyi tehlikeli amaçlar için kullanmayı hedefliyor.
Yıllarca
önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı mucit Nikola Tesla tarafından
geliştirilen bu "düşük frekanslı elektromagnetik ışınımla "yüksek
enerji nakli" tekniğini hem Ruslar hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah
olarak kullanmanın yolunu arıyorlardı
Senator
Claiborne Pell şöyle söylüyordu: "Şu anda bir anlaşmaya ihtiyacımız var...
Dünyanın askeri liderleri fırtınaları yönetip, iklimleri değiştirmeden ve
düşmanlarına karşı depremler oluşturmadan önce..."
Senaryoya
göre, San Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan
ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yer kabuğundaki değişimleri
izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı
değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline
dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Sıra projenin denenmesine gelmişti
Gölcük
17 Ağustos 1999, saat 03:02
Saat
gecenin üçüydü ve insanlar can havliyle kendilerini evlerinden dışarı atmaya
çalışırken sanki bir kıyameti yaşıyor gibiydiler. Ve sanki insanların çoğu
belki de ölümün kendilerine ne kadar yakın olabileceğini ilk defa bu denli
yakından gördüler.
Donanma
Komutanlığı'nın görkemli devir-teslim törenini müteakip deprem hiç beklenmedik
bir zamanda, ansızın çıkagelmişti. İki fırkateynin gece boyunca aydınlattığı
orduevi yerle bir oldu. Milyarlarca liralık havai fişeklerin aydınlattığı
Gölcük semaları bir kaç saat sonra bilimadamlarının 'deprem ışıması' dedikleri
ancak hala ne olduğu tam olarak anlaşılamayan bir 'şeyle' aydınlandı. Bir kaç
saat sonra, o unutulmaz uğultunun ardından bütün Türkiye derin uykusundan
uyandı. Binalar birbiri ardına devrilirken ölüm binlerce insanı aynı anda
yakalıyordu. Devlet hazırlıksız yakalanmıştı. Binlerce insan teknik
yetersizliklerden ötürü enkazların altında günlerce bir kurtarıcı bekleyerek
öldüler. Kısa süre sonra kamuoyu hummalı bir tartışmanın içinde buldu kendini.
Binaların depreme dayanıklı yapılmayışı, fay hattının üzerine yerleşim
alanlarının kurulması gibi argümanlar sıkça duyulan şeylerdi. Televizyon
kanalları tartışma programlarını depreme ayırıyorlardı. Bu sırada deprem anını
yaşayan insanlar depremle ilgili ilginç şeyler söylemeye başlıyor, kamuoyu tam
olarak anlam veremese de iddiaları can kulağıyla dinliyordu. Enkazdan
kurtarılan bir bayan Ali Kırca'nın yönettiği Siyaset Meydanı'nda aynen şöyle
söylüyordu: "O gece ne olduğunu bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki bu
depremden farklı bir şeydi."
İddialara
yenileri ekleniyordu. Depremden hemen önce Gölcük'ten Avcılar'a kadar geniş bir
alanda görülen 'ateş topu' ile ilgili bilimsel bir açıklama yapılamıyordu. Bazı
bilim adamları görülen ateş topunun 'deprem ışıması' olduğunu söyleseler de
neden diğer depremlerde de bu kadar açık benzeri bir ışıma yaşanmadığı
sorusunun cevabı net olarak verilemiyordu. Öyle olsa bile bu da sadece bir
tezdi ve geçerliliği de en fazla diğer tezler kadardı.
Kısa
süre sonra fısıltılar dilden dile dolaşmaya başladı. Türk basınının saygın
isimleri Gölcük depreminin 'suni' bir deprem olabileceğine ilişkin görüşleri
aktarmaktan çekinmediler. Gölcük depremi suni bir deprem olabilir miydi? Bu
konuda hemen deprem sonrasında birtakım teoriler ortaya atılmaya başlandı.
Kimine göre Ruslar bomba patlatmıştı ve bu da depreme neden olmuştu. Kimi
Yugoslavya'ya atılan bombaların yer kabuğunun dengesini bozduğu için depremin
olduğunu söylüyordu. Hatta bazılarına göre bu işi PKK bile yapmış olabilirdi.
Nitekim CNN, Başbakan Bülent Ecevit ile yaptığı bir röportaj sırasında böyle
bir soruyu sormakta her hangi bir beis görmedi. Kimi de bunun başka bir
terörist örgütün işi olduğunu veya uzay araştırmalarının bir parçası olduğunu
söylüyordu. Ancak bu teoriler arasında en akla yatkın olanı 'Future Times'da
yayınlanan araştırma dizisinde yer alan hikayeydi. Bu senaryoya göre, San
Andreas fay hattında meydana gelebilecek büyük bir depremin Amerikan
ekonomisine çok büyük zarar vereceğini bilen ABD, yer kabuğundaki değişimleri
izleyerek, daha deprem oluşmadan tektonik katmanlar arasında artan basıncı
değişik noktalardan patlatıp boşaltarak, büyük depremi küçük depremler haline
dönüştürmenin yolunu bulmuştu. Yıllarca önce Sırp asıllı Amerikalı bilim adamı
mucit Nikola Tesla tarafından geliştirilen bu "düşük frekanslı
elektromagnetik ışınımla "yüksek enerji nakli" tekniğini hem Ruslar
hem de Amerikalılar uzun zamandır bir silah olarak kullanmanın yolunu
arıyorlardı. Bu yöntemle çok uzaktan, hatta uzaydan geniş alanlarda tahribat
yapabileceklerdi.
Ancak
Pentagon yıllardır çok güçlü bir silah geliştirmek amacıyla üzerinde çalıştığı
bu projeyi, bir yandan da barışçı "deprem indirgeme" sistemine
uygulamak suretiyle tepkileri azaltmayı ve fonlama devamlılığını sağlamayı
amaçlıyordu. Bu nedenle proje önce Avustralya'nın çıplak ve seyrek nüfuslu bölgelerinde
denendi ve geliştirildi. Daha sonra bunun deprem bölgelerinde denenmesine geldi
sıra. Değişik zamanlarda Kafkaslar'da, Okyanus tabanında ve Güney Amerika'da
Ant'larda tektonik uyarılar verilmek suretiyle endüktif deprem
"yaratma" konusunda büyük adımlar atıldı. İşte bu araştırmalar da
Amerika'da HAARP tarafından yürütülüyordu. İddialar bununla da kalmıyordu
kuşkusuz.
Biz
de bu konunun ana kumanda merkezi HAARP ile ilgili kapsamlı bir araştırma
yaptık. Ulaştığımız sonuçlar ise bir hayli ilginç.
Fırınlanmış
Alaska
Pentagon,
Alaska'da, Anchorage'in 200 mil doğusundaki Arktik kompleksinde, bir
gigawatt'tan fazla enerjiyi atmosferin üst katmanlarına yaymak için dizayn
edilmiş güçlü bir verici inşa etti. HAARP Projesi (Yüksek Frekanslı Aktif
Auroral Araştırma Programı) olarak bilinen bu araştırma dünyanın en büyük
"iyonosfer ısıtıcısını" içeriyordu. Bu prototip aygıt, dünyanın
yüzlerce mil yukarısındaki gökyüzüne yüksek frekanslı radyo dalgaları göndermek
için dizayn edilmişti.
Peki
ama neden iyonosferin elektrik yüklü partikülleri böyle bir ışınıma tabii
tutuluyordu? Amerikan Donanması ve Hava Kuvvetlerine göre, bu projenin
sponsorları "Alaska iyonosferinin kompleks doğa çeşitlenmesini incelemek
için" bu çalışmaya katıldılar. Pentagon ayrıca bu teknolojiyle yeni
haberleşme biçimleri geliştirme, orduya ait nükleer denizaltılara sinyal
gönderme ve yerin derinliklerini araştırabilen teknolojileri gizlice inceleme
imkanına sahip olacaktı.
Bir
yıldan uzun bir süre önce HAARP üzerine 60 büyük teori yayınlandı. O zamandan
beri tahkikat yapanlar bu eşsiz projeyi UFO olaylarından Birleşik Amerika'daki
dev güç merkezlerine ve en son olarak yakın zamandaki TWA 800 uçağının düşüşüne
kadar herşeyle suçladılar. (Pentagon, HAARP düzeninin geçen yılın sonlarından beri
faaliyette olmadığını iddia etti). Bazıları bunu "Pentagon'un kıyamet günü
ölüm ışını" olarak çevirdiler. Bu teorilerin birçoğu dikkat çekici ve
mantıklıydı. Bu eleştirilerin arasında Star Wars füze savunma planlarından,
hava şartları değiştirme komplolarına, sun'i deprem yaratma ve hatta belki de
insan zihnini kontrol eden deneylere kadar birçok uygulama bulunuyordu.
HAARP
kompleksi 23 ar'lık arazi üzerine Gakona kasabası yakınlarında izole edilmiş
bir bölge üzerine kurulmuştu. 1997 yılında projenin son safhası
tamamlandığında, ordu, 3 gigawatt güçten fazla (3 milyar watt), 2,5-10
megahertz frekans aralığında ışınlama yapabilen "yüksek frekans bazlı bir
radyo vericisi" kurmuş ve 72 fit yüksekliğinde 180 kule inşa etmişti.
Donanma
ve Hava Kuvvetlerine göre HAARP, birkaç mil çapındaki yerlere, 'az miktarda
bilinen enerjiyi iyonosfer katmanının tespit edilen bir yerine göndermek için
kullanacaktı'. Tahmin edildiği gibi, Donanma ve Hava Kuvvetleri'nin Halkla
İlişkiler Departmanı (projenin oluşturduğu olumsuz haberleri ortadan kaldırmak
için oluşturulan yeni güç) projenin hem çevresel etkilerini hem de bu
teknolojinin kötü yönde kullanımıyla ilgili soru işaretlerini ortadan
kaldırmaya yönelik faaliyetleri yürütecekti.
Bununla
birlikte HAARP projesini yöneten savunma şirketleri tarafından aslında
Pentagon'un daha güçlü dizaynlara sahip olması gerektiği öneriliyordu. Bu
patentlerden biri 1980'lerde donanma tarafından birkaç yıl boyunca tasnif
edilmişti. HAARP muhalifleri tarafından "dumanlı ışın tabancası"
olarak düşünülen ABD 4,686,605 no.lu patent dosyadaki anahtar bir belgeydi.
ARCO Power Technologies Inc.'nin (APTI) sahip olduğu kardeş şirket ARCO,
HAARP'ı inşa etmek için taşeron şirket görevini üstlendi. Bu patent, Teksas'lı
fizikçi Prof. Bernard J. Eastlund tarafından icat edilen HAARP ısıtıcısına çok
benzer bir iyonosferik ısıtıcıyı içeriyordu. Sonradan HAARP muhalifleri
tarafından internette yayınlanan patentte Eastlund, bunu hem saldırı hem de
savunma için iyi bir silah olarak tanıtıyordu. Patente göre Eastlund'un bu
icadı iyonosferdeki yüklü partikülleri ısıtarak, uyduların mikrodalga
vericilerini bozacak ve "dünyanın büyük bir bölümünün üzerinde haberleşme
iletişiminin bozulmasına neden olacaktı. Ancak Eastlund'un dünyanın
atmosferindeki bir bölgenin değişimini sağlayacak metod ve aygıtı aynı zamanda;
en sofistike uçakların ve füzelerin sahip olduğu yön sistemlerinde karışıklığa
sebep oluyor, sadece üçüncü parti haberleşme sistemlerini karıştırmakla
kalmıyor bununla birlikte haberleşme ağını aynı zamanda taşıyacak bir veya daha
fazla benzeri ışının avantajını sağlıyordu. Diğer anlamda, diğerlerinin
haberleşme ağını sekteye uğratmak için kullanılan bu sistem aynı zamanda bu
icadı bilen biri tarafından haberleşme ağı olarak da kullanılabilirdi."
Örneğin:
"akılcı amaçlar için diğerlerinin haberleşme sinyallerini yakalar",
"atmosferin geniş bölgelerini beklenmedik yüksek irtifalara kaldırarak
"füze veya uçakların yön sistemlerini sekteye uğratır" böylece
beklenmedik veya planlanmayan düşman kuvvetlerine ait füzeler bu şekilde yok
edilebilir veya yönleri değiştirilebilirdi.
APTI/Eastland
patenti, Reagan yönetiminin son günlerinde, yüksek teknolojiyle donatılmış füze
savunma sistemlerinin planlarının hala yoğun bir şekilde tartışıldığı bir
dönemde dosyalanmıştı. Fakat Eastlund'un mavi gökyüzü vizyonu klasik Star Wars
reçetelerinden daha ileri giderek patentli iyonosferik ısıtıcı için daha
alışılmadık kullanım yöntemleri önerdi. Patent "odaklama aygıtı olarak
görev yapacak bir veya birden çok partikül öbeği oluşturup atmosferin üst
tabakalarındaki rüzgar düzeniyle oyna**** hava değişikliği yapmanın mümkün
olduğunu" belirtiyordu.
Sonuç
olarak, suni olarak ısıtılmış olan "geniş miktardaki güneş ışığını
rahatlıkla dünyanın seçilmiş bölümlerine" odaklamak mümkün olabilecekti.
Kuşkusuz
HAARP yetkilileri Eastlund'un patentleri veya planlarıyla ilgili olan herhangi
bir bağlantıyı yalanladılar. Fakat bazı anahtar detaylar bunun aksini
gösteriyordu. Eastlund'un patentinin sahibi, APTI, HAARP projesini yönetmeye devam
ediyordu. 1994 yazında, ARCO, APTI'yi savunma şirketi olarak bilinen
E-Systems'e sattı. E-Systems'in sahibi şu anda, dünyanın en büyük savunma
şirketlerinden ve SCUD-busting Patriot füzelerinin yapımcısı Raytheon'dır. İşte
tüm bu gelişmeler HAARP tesislerinde basit bir atmosfer biliminden daha
fazlasının olduğunu gösteriyordu.
Bunların
da ötesinde, APTI/Eastlund'un patenti Alaska'yı yüksek-frekanslı iyonosferik
ısıtıcı için ideal bölge olarak gösteriyordu çünkü 'bu icat için istenilen
yüksekliğe uzanan manyetik alan çizgileri dünyayı Alaska'da kesiyordu.' APTI
ayrıca Alaska'yı projeyi güçlendirmek için bol bol yetecek kadar enerji
kaynağına yakın olduğu için ideal bir yer olarak görüyordu.
Kuzey
Kutup Bölgesindeki doğalgaz rezervlerinin geniş bölümü ARCO tarafından satın
alınmıştı.
Eastlund
ayrıca resmi ordu hattını da yalanlıyordu. Ulusal Halk Radyosuna gizli ordunun
1980'lerin sonunda ortaya atılan bu çalışmasını geliştirmeyi planladığını
söyledi. Ve Microwave News'un Mayıs/Haziran 1994 sayısında Eastlund (kendi
patentlerinin gerçekleşmesi için) "HAARP projesinin açıkça ilk adım olarak
göründüğünü" söylüyordu.
Eastlund'un
patenti gerçekten de "örnek olarak gösterilen referanslar"da konu ile
ilgili yapılan komploların tam ortasına düştü. Eastlund tarafından belgelenen
iki kaynak, komplo tarihi günlüklerinin devi Nikola Tesla'nın kısa
biyografisini anlatan, 1915 ve 1940 yıllarında New York Times'ta yayınlanan
makalelerdi. Zeki bir mucit ve Edison'un çağdaşı olan Tesla, hayatı boyunca
yüzlerce patent geliştirmişti. Elbette temel bilim hiçbir zaman Tesla'nın
makalelerini kabul etmedi ve onun daha sonraki bildirileri (dünyayı iki ayrı
parçaya ayıracak bir teknoloji geliştireceğine yemin etti) onu tarihi bir
noktada yer almaya itti. Radyo programlarında veya internet tartışmalarında, hükümetin
depremlere neden olmak veya hava şartlarını değiştirmek gibi sözde deneyler
yaptığı ve bunları yaparken de, gizli tutulan "Tesla Teknolojisini"
referans alıp, uygulamış olma ihtimali tartışılıyordu.
Eastlund'un
iyonosferik ısıtıcısı için Tesla kuşkusuz büyük bir ilham kaynağıydı. 22 Eylül
1940 tarihli ilk New York Times makalesi, o zamanlar 84 yaşında olan Tesla'nın,
Amerikan hükümetine, uçak motorlarının 250 mil uzaklıkta eritilebileceğini ve
böylece ülkenin çevresine görünmez Çin Seddi benzeri bir duvar örülebileceğini
belirttiğini yazıyordu. Bu şekilde Tesla "telegüc"ünün sırrını
açıklayacaktı. Tesla'dan alıntı yapan Times hikayeye şöyle devam ediyordu:
'Mr.
Tesla bu yeni tip gücün yüz milyon cm² çapında bir ışın üzerinde işleyebilecek,
2 milyon dolardan fazla maliyeti olmayacak özel bir komplekste
oluşturulabileceğini ve bunu inşa etmenin de ancak 3 ay gibi bir vakit
alacağını söyledi.'
8
Aralık 1915 yılında yayınlanan ikinci New York Times hikayesi Tesla'nın en
meşhur patentlerinden birini açıklıyordu ki; bu elektrik enerjisini herhangi
bir uzaklığa yansıtıp, onu hem savaşta hem barışta sayısız amaçlar için
kullanabilecek bir vericiydi.
Tesla'nın
fikirleriyle Eastlund'un icadı arasındaki benzerlik dikkat çekiciydi. Ayrıca
Tesla ve HAARP Teknolojisi'nin birbirine bu kadar benzemesi de oldukça
şaşırtıcıydı. Görünüşe bakılırsa APTI ve Pentagon, Eastlund'un ve buna paralel
olarak da Tesla'nın fikirlerini oldukça ciddiye alıyorlardı.
Nitekim
Eastlund da buna katılıyor gibi görünüyordu. Bir gazeteciye şöyle söylüyordu:
'HAARP benimkisi gibi bir planı uygulamak için mükemmel bir ilk adım. Hükümet
bunun böyle olmadığını söyleyecektir. Fakat eğer bir şey ördek gibi
vakvaklıyorsa ve ördeğe benziyorsa, onun bir ördek olduğu büyük bir
olasılıktır'
1976
Çin depremi
Gelin
şimdi de jeofiziksel manipülasyonlar sahasında nelerin yapıldığına ve halen de
yapılmakta olduğuna bir göz atalım.
Çoğu
insan elbette insanların bu tür şeyler yapabildiklerine ya da yapmak
isteyeceklerine hiç inanmayabilir. Dolayısıyla bir deprem olduğunda çok az
kişinin aklına şöyle bir soru gelir. "Bu doğal bir deprem miydi yoksa
yapay mıydı?" Açıkça söylemek gerekirse Gölcük depreminden sonra ben bu
soruyu soranlardandım. Türk basınının en saygın isimleri farklı üsluplarla bu
soruyu sormaktan kendilerini alamadılar. Taha Kıvanç, Can Ataklı ve Sedat
Sertoğlu şüphelerini köşelerine aktaran önemli isimlerdi.
Aslında
içinde bulunduğumuz zamanda, yer değişiklikleri açısından her geçen gün
aktivite seviyesinde yaşanan artıştan, hangisinin gerçek hangisinin suni
olduğunu bilmek de giderek zorlaşıyor.
Nicola
Tesla'nın '1935'deki Kontrollü Deprem'i, Tesla'ya göre
"telejeodinamikçilerin bir eseriydi". Tesla "Yerin içinden hemen
hemen hiç enerji kaybetmeden geçebilen ritmik titreşimlere neden olabilir ve bu
mekanik etkileri karada uzun mesafelere taşı****, çeşitli eşsiz etkiler
üretebilirdi" diyordu. Senator Claiborne Pell tarafından yönetilen senato
alt komite oturumunda şöyle söyleniyordu: "Şu anda bir anlaşmaya
ihtiyacımız var... Dünyanın askeri liderleri fırtınaları yönetip, iklimleri
değiştirmeden ve düşmanlarına karşı depremler oluşturmadan önce..."
Senator Pell, böyle bir teknolojinin varlığı konusunda bilgi sahibi olmadığı
için 1975 yılında düşmanlar için deprem oluşturma kelimelerini telaffuz
etmemişti. Ayrıca, 10 Aralık 1976 yılında Birleşmiş Milletler Genel
Toplantısında "Askeri veya Diğer Çevresel Değişim Tekniklerinin Düşmana
Yönelik Kullanımının Yasaklanması Anlaşması"nı onayladığı rapor edilmişti.
Eğer deprem oluşturma kabiliyeti dahil olmak üzere çevresel değişiklik
yapabilecek teknoloji olmasaydı, böyle bir rapor yayınlanmak acaba mümkün
olabilir miydi?
Gölcük
depremi gibi
5
Haziran 1977 tarihli New York Times'da, 28 Temmuz 1976 yılında Çin, Tangshan'da
yaşanan ve 650.000'in üzerinde kişinin ölümüyle sonuçlanan depremle ilgili bir
yazı yeraldı. 3.42'deki ilk sarsıntıdan hemen önce, gökyüzü, gündüz gibi
aydınlanmıştı. Tıpkı Gölcük'te olduğu gibi. Temelde beyaz ve kırmızı olan çok
renkli ışıkları 200 mil uzaklıktan görmek mümkündü. Birçok ağacın yaprakları
yandı ve gelişmekte olan sebzeler sanki bir ateş topu tarafından adeta
kavrulmuştu. Bazı araştırmacılar bu elektriksel etkilerin elektromanyetik
plazma ve top şeklindeki aydınlatmayla bağlantılı olduğuna ve garip parıltıların
da Tesla tipi teknoloji ve/veya HAARP benzeri vericilerden kaynaklandığına
inanıyordu. Bu renkli ışığın parıltısı Tesla'nın 1935 yılında belirttiği
"her çeşit emsalsiz etki"den biri miydi? Yoksa bu deprem, hiçbir
şüphe duymayacak Çin halkı üzerinde uygulanan bir sistem testi miydi? Cevap
kesinlikle doğal bir deprem gibi görünmediği şeklindeydi.
Ocak
1978'de Dr. Andrija Puharich'ın, "Global Manyetik Savaş" ve Layman'in
1976 ve 1977 yılında "Dünya Gezegenine Yönelik Alışılmadık Yapay
Etkiler" başlıklı detaylı bir araştırma raporu yayınladı. Dr. Puharich
raporunda şunları söylüyordu: "1976 yılındaki büyük depremlerin yanında
bir tanesi vardır ki özel bir dikkat gösterilmelidir. 28 Temmuz 1976 Tangshan,
Çin depremi".
Specula
dergisinin Ocak 1978 baskısı, "Tesla Etkisi" adı verilen, bir çok
bilim adamını inanılmaz bir şekilde etkileyen makale yayınladı. Makaleye göre,
belirli frekansların elektromanyetik sinyalleri dünyanın kendisinde sürekli
dalgalar oluşturmak için dünyadan gönderilebilirdi. Bu "sürekli dalgada şu
an dünyanın yüzeyinden beslendiğinden çok daha fazla enerji
bulunmaktadır."
Çatışma
ölçeği teknikleriyle, dev sürekli dalgalar, çok büyük enerjiye sahip hedefli
ışınlar üretmek için birleştirilebilir ve bu da uzak mesafede hedeflenen bir
yerde depreme sebebiyet vermek için kullanılabilirdi.
Yukarıdaki
paragrafı birkaç kez okumak faydalı olacaktır. Bu Tesla ile büyük ölçüde ilgili
olan şeylerden biridir çünkü bir kez kontrol dışına çıktıktan sonra kolaylıkla
dünyanın parçalar halinde titreşmesine sebep olması mümkündür. Bu teknik
1976'daki Tangshan, Çin depreminde kullanılmış mıydı?
Dr.
Peter Beter, Rusların 1977 yılında Filipinlerin çevresindeki denizlerin
derinliklerindeki çukurlara fizyon-füzyon-fizyon süper bombaları
yerleştirdiğini belirtmişti. Dr Beter, Filipinler'in dev Pasifik Tektonik
Tabakası'nda "anahtarkara" pozisyonunda olduğuna inanıyordu. İddiaya
göre Rusya zaten daha önceden Pasifik Okyanusunun diğer bölgelerine depreme
yolaçabilecek güçlü denizaltı silahları yerleştirmişti.
Dr.
Beter kasıtlı olarak yapılan şeyin, gerilimin yüksek seviyelere ulaşabileceği
Filipinler hariç, Pasifik tabakasındaki gerilimi azaltmak için olduğuna
inanıyordu. Sonra, belirli bir noktada, Filipinlerin etrafındaki bombalar
patlatılacaktı. Bunun inanılmaz depremlere ve gelgit dalgalarına yolaçması ve
Amerika'nın Batı Kıyı'sında bir felaket yaratması bekleniyordu. Filipinlerde
alevlenen volkanlar bu bölgenin gerilimli olduğunun bir işaretiydi. Okuyucular
depremlerin ve volkanların birbirleriyle bağlantılı olduklarını
unutmamalıdırlar. Bazen biri diğerini harekete geçirirken, bazı durumlarda
bunun aksi gerçekleşir. Depremler, lavların yukarı çıkmasına imkan verecek
şekilde dünyanın derinliklerinde delikler açabilir. Diğer durumda ise volkanik
hareketlenmeyi başlatan gerilim, depremlere neden olur.
Washington
Post'un 30 Ocak 1981 baskısında, 1979 yılında dünyada 56 önemli deprem olduğu
ve 1980 yılında yıllık rakamın 71'e yükseldiği yazılmıştı. Tesadüfi bir
şekilde, 1980 yılında hem Rusya hem de Birleşik Amerika'daki ELF vericilerinde
bir artış olmuştu.
Albay
Thomas Bearden itiraf ediyor
1981
yılında nükleer mühendis ve Amerika'daki önde gelen Tesla araştırmacısı Albay
Thomas Bearden, Amerikan Psikotronik Derneği'nde bir konferans verdi.
Konuşmasının bir bölümünde aynı zamanda 1978 Specula dergisinde de tartışılan
Tesla vericileri tarafından üretilen kalıcı dalgalardan bahsetti. Albay Aslında
HAARP'ın nasıl çalıştığını anlatıyordu: "Yaptığınız şey frekansı değiştirmektir.
Eğer frekansı bir yönde değiştirirseniz, enerjiyi dünyanın diğer bölümünde
hedeflediğiniz yerin ilerisindeki atmosfere boşaltırsınız. Havayı iyonize
etmeye başladıkça, hava akış seyirini, jet gidişlerini vb. şeyleri
değiştirebilirsiniz. Bu mükemmel bir hava makinasıdır. Eğer ani bir şekilde
boşaltırsanız, bunun gibi küçük iyonizasyon elde etmezsiniz. Bu kez kıvılcımlar
ve ateş topları (plasma) dünyanın yüzeyine boşalacaktır. Bu aletle ileri geri
oyna****, dünya çapında dev hava değişikliklerine yolaçabilirsiniz."
Mr.
Bearden bunu neredeyse eğlenceli bir hava oyuncağı gibi tanıtıyordu. Fakat bu
aynı zamanda 28 Temmuz 1976 Tangshan, Çin'i de hatırlatıyordu. Kuşkusuz 17
Ağustos Gölcük depremini de...
1
Ekim 1998, Perşembe tarihli Hürriyet Gazetesi'nin 'Kıyamete Kadar Yetecek
Enerji' başlıklı haberi konunun bir başka yönüne işaret ediyor olabilir miydi?:
"27
Ağustos gecesi dünya enerji bombardımanına uğradı. Eğer bu radyasyon
depolanabilseydi, dünya kendisine milyarlarca yıl yetecek enerjiye sahip olacaktı.
Amerikan
Uzay ve Havacılık Dairesi'nin düzenlediği basın toplantısında konuşan
bilimadamlarına göre Büyük Okyanus'ta bulunan Havaii Adası'nın üzerindeki
iyonosfer tabakası gamma ve X ışınlarının bombardımanı altında kaldı. 5 dakika
süren kozmik yağmur sırasında dış atmosfer tabakasında gece kısa bir süre için
gündüze dönüştü.
Dünyanın
60 ile 80 km üzerinde bulunan iyonosfer tabakası bu enerjiyi yuttuğu için bu
kozmik bombardımanın dünyaya herhangi bir zararı dokunmadı. Sadece elektronik
donanımlarının zarar görmemesi için uydulardan ikisini geçici olarak durdurmak
gerekti. California Üniversitesi'nden Kevin Hurley, iyonosfere boşalan gücün
gelecek 300 yıl içinde güneşin dünyaya sağlayacağı enerjiye eşdeğer olduğunu
söyledi.
Hurley,
'Bu enerjiyi depolayabilseydik, kainatın sonuna ve daha sonrasına kadar her
kenti, her köyü, her ampulü aydınlatacak enerjiye kavuşurduk' dedi."
Soru
şu: Acaba depremlerle birlikte açığa çıkan ve ateş topu olarak ifade edilen dev
enerji yoğunluğu da HAARP tarafından depolanıyor olabilir mi? Acaba kimler
için? Bu arada Rus bilimadamları ABD'yi yaptığı araştırmalar konusunda uyarmayı
da ihmal etmiyordu. 28 Ocak 2000 tarihli Hürriyet Gazetesi'nde Nerdun Hacıoğlu
imzasıyla yeralan haberde şöyle deniyordu:
"Amerikan
fizik laboratuarlarında deney aşamasına gelen 'evrenin yaratılış modeli' deneyi
Rus bilim adamlarını 'kıyameti kopartacaklar' endişesine sevk etti.
Rus
bilim adamları, deneylerin bir 'karadelik' oluşturabileceğini belirterek,
'Evrenin yaratılışını laboratuarda görelim derken, dünyayı yok etmeye kadar
giden zincirleme reaksiyon başlatılabilir' uyarısında bulundular.
Rus
fizikçiler, 'Tarihte hep böyle olmadı mı? Atom bombası icadı da fizikçilerin
masum bir fikrinden doğmadı mı?' diyerek bu fikrin sonuçlarının da masum
olmayacağını vurguladılar. Rus fizikçiler, kıyamet teorilerini şöyle
açıkladılar:
"ABD
laboratuarlarında, daha doğrusu yer altında bulunan 5 kilometrelik 'parçacık
hızlandırıcısında' altın iyonlarından iki güçlü akım oluşturulmak isteniyor. Bu
iyon akımları tıpkı bir rayda giden iki tren gibi yol ortasında çarpıştırılmak
isteniyor. Teoriye göre, çarpma noktasında 15 milyar yıl önce evrenin
yaratıldığı andaki ortamı sağlamak ve evrenin 'büyük patlama' sonucu doğduğu
kanıtlanmak isteniyor.
"Ancak
fizikten anlamayan biri bile tehlikenin farkına varabilir. Çarpışma
noktasındaki ısı milyarlık derecelere vararak yalnız Güneş'te değil, hiçbir
yıldızda bulunmayan bir ısı ortaya çıkaracak. Vakum ortamında çıkan ısı
Güneş'ten 10 bin kat daha yüksek olacak. Bu da Brookhaven merkezli bir
karadelik yaratabilir. Bir anda ne olduğunu anlamadan yok oluruz."









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder